14 Ekim 2010 Perşembe

Bay A yı öldürmek..



Çıldırmak üzereyim ki ben... Boş aramalar silsilesi cevapsızlarla dolu telefonum. İnsan telefonunun çalmasından nefret eder mi ? Ediyorum, ya beni yaklaşık  bir buçuk sene aramayın kardeşim. Arayın beni mutlaka dediklerim arasın, bir gelişme olursa ben sizi haberdar edicem-ler aramasınn. Şu an beklemedeyiz, davanızla ilgili henüz yapılacak birşey yok, 3 ay sonraki duruşmadan sonra görüşelim-ler aramasın. Üç ay kavramı “haftada bir gün noldu bizim dava” demek değildir, idrak kavramınız bu yöndeyse üzgünüm, derdinize ben çare olamam, bilim adamları ilgilensin bi zahmet, telefonunuza cevap vermiyorsam başka numaralardan aramayın, psikopata bağlamayın beni... diye, sesli kayıt yapacağım telesekreterime. Gerçi benimkiler telesekreter kullanmayı da bilmiyor, acilse mesaj bırakın diyorum, kayıt aynen şöyle, Alo, alo, aloo, noldu yaw, alooooooo... Varsayalım böyle bir kayıt koydum telefonuma, benim canım müvekkiller sesli kayıta laf yetiştirmeye çalışırlar eminim, sonra lafı saydı telefonu yüzüme kapattı derler. Hayır, şu avukat milletinin içinde patlayan lafları söyleyiversek bir gün müvekkilin yüzüne, nolurdu acaba,  ay ne kibar insandan, kendini beğenmiş ukala nolcağa geçiverirdik. Avukat hanım, şimdi bana bakkal ekmek satmıyor, dava edicem ben bunu, açıverin davasını diyene, olur vekalet ücretimi getir annen seni niye doğurdu diye bile açarım bi dava demek lazım, bunun yerine vekalet ücretim ... kadar diyoruz, “yok artık ne yapacaksınız da o kadar para alacaksınız diyebiliyorlar.” Sanki ben onun kişisel husumetlerini çözmek için yaratılmış bir yaratığım, okumadım ki ben, yemek içmek ihtiyacım da yok,  o dava nasıl açılır biliyor da lütfediyor bana, ruhuma iyi geliyor benim mahkeme veznelerinde, duruşma salonlarında sürtmek.. Ruhtan ibaret bir varlığım ben...Kimi beni kişisel asistanı zannediyor. Bana gelmiş çek icrasıyla, takibi sürüp gidiyor. Ama haftada en az beş kez arıyor, bir iş için tuttu ya beni, kabız olsa sorununa ben çare olmalıyım !!
         Arama 1         ( kişisel iç yağı eritme danışmanlığı)
-      benim evsahibi çok kıl adam, beni çıkarmayı gönlü istesin istiyorum, ama ben çıkmayayım, sürünsün davayla, napalım avuhat hanım.
-      .............Şimdi... sizi çıkartmaya mı çalışıyor??
-       yoo, ödüyorum kirasını tıkır tıkır, gavat niye çıkartacakmış ki beni...siz beni anlamadınız..
-      ..yok yok anladım..peki.. Walla şeytanın aklına gelmez A bey, sabah sabah benim aklıma nerden gelsin, siz düşünün bir yol bulursanız bana haber verinnn...
-      Tıh... noldu bizim çek o zaman?
         Arama 2       ( medyumluk ve/ya hafiyelik hizmeti)
-      Avuhat hanım?
-      Buyrun A bey..
-      Noldu bizim iş?
-      Adreste bulunamadı sizin borçlu, ticaret sicile yazı yazacağım...
-      Yok onu demiyorum, dediydiniz onu dün.. hani bizim dedeye paşa bir arsa bağışlamıştı Osmanlı zamanında, onu diyorum
-      Haa.. A bey siz hangi arsa olduğunu bilmiyorsunuz ki, söyleyin açalım davayı
-      Nebileyim ben, “aha bura senin” demiş benim dedeye, ben nerden bileceğim neresi.
-      Arsayı ben mi bulayım yani
-      E buluver bi zahmet, koskoca avuhat bulamayacak da ben mi bulacağım..
-      Peki araştırırım ben A BEYY..

         Arama 3  ( müvekkil olmasa da olur, çırağı, berberi kimi varsa.)
-      Avuhat hanım.
-      Buyrun
-      Ulaşamıyoruz size dünden beri
-      Noldu acil birşey mi vardı
-      Eh..Şimdi bizim çırak vardı ya Hüso,
-      ...
-      Bildin mi
-      Hayır çıkartamadım, siz söyleyin yine de!!
-      Bacısı bi adamla kaçmış, bizimki de dünden beri peşinde, bulmuş bunları Yalovada bir otelde yakalamışş
-      Eee
-      Şimdi bizim çırak hem kızı evermek istiyor bu adamla, hem de tükkanı varmış adamın, başlık ve tazminat baabında tükkanı üstüne yapsın istiyor
-      Ee
-      Nasıl yapacağız şimdi ? Bi yol göster şimdi bize..
-      Kız reşitse, damat da yapmak istemiyorsa yapacak bişey yok
-      Nasıl yok, ben hanımı boşarken takır takır verdim minübüsün plakasını, boşanırken zorlamak var da evlenirken mi yok..

Hayır, öyle sorular soruyorlarki bir an IQ seviyem 0 ın altına inip geri geliyor, bir gün kalacağım öyle hebele hebele diye..Geçenlerde bir müvekkilim telefonda beni aradı. Bağıra bağıra ağlıyor kadın. Olay şu. Bu müvekkilime hakimin biri hakaret ve iftira davası açmıştı zamanında, bildiğin ceza davası.. Kadın gitti geldi duruşmalara yıllarca, en sonunda beni aradı ağlayarak, bana beraat verdiler diye. E ne güzel işte diyorum, suçtan beraat etmişsin. Ben beraat istemediydim, o hakim ceza alsın istediydim” diyor. E söyledin mi şikayetçi olduğunu, hayır söylemedim..Ben, sen taraf tuttun diyorum da bunu dedim diye dava açıyor bana; iftira atmışım diye; ama ben iftiradan beraat ettim yani bu sefer o bana iftira atmış oluyor, niye ceza vermiyorlar ona ? Düşünüyorum, mantık silsilesinde hata yok, olur mu ya, ceza vermeleri lazımdı derken buluyorum kendimi..Sonra uyanıyorum. Diyorum ya bi git A.. hanım yaa. Nereye diyor, toparlıyorum, temyize git, haklısın sen diyorum, ne diyeyim...Hani bir duyan olsa, diyecek böyle avukat mı olur, olmaz, şahsen ben utanıyorum haklısın derken. Ama ben kadını biliyorum haksızsın desem, anlatsam anlamayacak, göbeğimi çatlatsam yine bildiğinden şaşmayacak ( 6 yıllık tecrübem var bu kadınla..) üstüne üstlük gidip beni dava edecek bu sefer taraf tutuyor diye, şimdiye kadar 3 avukata dava açtı aynen böyle..

Yine çalıyor telefonum....Ben bu Bay A yı öldürsem, çünkü ya o beni ya ben onu..Ölür müsün öldürür müsün durumu yani.. Kendimi kader mahkumlarına hiç bu kadar yakın hissetmemiştim. Allah içerdekilere sabır versin...

10 Ekim 2010 Pazar

acısız ayrılıklar anomalisi


Son bir kaç haftadır bir arkadaşımla ilgili ciddi sıkıntılarım var. Kendimi her zaman asla terkedemeyen biri olarak görmüşümdür. Arkadaşlarını, sevgililerini hatta mekanları terkedemeyen insanlardandım. Evdeysem evden çıkamam bir türlü, ofisteyken ofisten çıkamam. Bu yüzden normal insanlar gibi 9-5 değil de 11-8 arası çalışırım. İlkokuldan görüştüğüm arkadaşlarım var, sevgililerimi terkedemediğimden, hep beni terk etmelerine zorlamışımdır onları vs vs. Gel gelelim, bundan iki yıl öncesinde iş ortağım ve aynı zamanda çok yakın arkadaşım olan birinden ayrılmam sadece iki haftamı aldı. Aslında bir gündü, ama artçı etkileriyle iki hafta diyelim. Kendisini kelimenin tam anlamıyla sildim, günümün en az 10 saatini birlikte geçirdiğim, sohbetinden keyif aldığım, kendisini de oldukça sevdiğim bir insanı silmem sadece bir günümü aldı. Ertesi sabah hayatımdaki yeri boşalmıştı. Milat olan bu olaydan sonra, sanırım bende kişilik değişikliği olmuş olacak ki bu sefer hiç bir yerde duramaz, hiç bir insana bağlanamaz oldum. Sürekli bir gitme halindeyim. İpin ucunu kaçırıp bir süre önce şehir değiştirmek üzereyken, arkadaş müdahalaleri sonucunda bu fikrimden vazgeçirildim. ( iş görüşmesi bile ayarlamışken! ) Ancak bu sefer ülke değiştirme üzerine yoğunlaştım, hatta gitmek istediğim ülke hakkında  internet başında günler süren araştırmalara girişip, oralarda yaşayan insanlarla kontağa bile geçtim. Bütün bunları anlatıyorum, çünkü şu an farkında olduğum bu durumun o zamanlar farkında bile değildim. Ta ki 6 yıllık çok yakın arkadaşımla aramda geçen çok basit bir tartışmadan sonra yatakta uykusuz bir gecenin ardından sabaha artık kendisiyle görüşmek istemediğimi hissederek uyanana kadar. Buraya kadardı, artık onun olmadığı düşüncesi bile hayatımı kolaylaştırmıştı ve bu düşünce beni bir gram rahatsız etmiyordu. Alarm çanlarının çalmaya başladığı an o andı ! Normal insanlar bunu yapmaz değil mi? Normalde insanlar kanepesini bile değiştirken birşeyler hisseder ki  insanlardan ayrılırken durum daha zor olmalı. Sanırım ciddi bir problemim var benim. Bu yüzden bütün gitme kararlarımı askıya aldım, çünkü bu ruh haliyle pek de sağlıklı kararlar veremediğim ortada. Ama kendime sormadan duramıyorum, ya birinden vazgeçmemiz sadece bir anda verdiğimizi düşündüğümüz, ancak çook uzun süreçten geçen  bir kararsa. Ya beynimizin bir köşesinde sürekli beslenen ve son damlayla, bir anda bilinçyüzüne baskın veren bu karar, doğru zamanı bekliyor ve içimizde, bizden bile gizlenerek, sinsi sinsi büyüyorsa..Bu karardan rahatsızlık duymalı mıyız, ya da bu karara güvenmeli miyiz. Ayrılıklar bir anda olmuyordur belki, içinizde kırılan dökülen pek çok şeyi ardımızda bırakıp, o insanla yolumuza devam ederken ve herşeyi çözdüğümüzü düşünüyorken, aslında geride kalan her parçada, o insana duyduğumuz bağlılığı da bırakıyoruzdur. Emin değilim hala ve hala kendimi vefasız bir kaltak gibi hissediyorum. Ancak bir şeyden eminim, bu görüşmeme kararını görmezden gelmek- ki askıya alınan ilk kararım bu karar oldu -  çok fazla acı veriyor. Ayrılma noktasına gelmiş çiftlerin tekrar birarada yaşamaya karar vermelerinin ne büyük bir irade ve ne büyük bir sabır gerektirdiğinin farkındayım artık.