Sophie Kinsella’ nın “Bir Alışverişkoliğin itirafları” kitabını okumuşsunuzdur belki, en azından filmini izleyenleriniz vardır. Bilmeyenler için kısaca özetleyeyim. Rebecca adında, New York'ta yaşayan ve alışveriş yapmadan duramayan genç bir kadınla ilgili bu film. Öyle ki, icralık olana kadar durumunun ne kadar vahim bir hal aldığının farkında bile değil. Tamam birazcık farkında, ancak kendisini durdurmaya yetecek kadar değil. Sanırım benim durumum da Rebecca’ya benziyor. Baştan başlıyorum.
Hayatımın kontrolden çıktığını düşündüğümden, bugün bir şey yaptım. Yeni kararlar almak için yılbaşı arifesini beklemeden, oturdum kendim için bir eylem planı yaptım. Daha az uyku, daha çok sorumluluk tarzında bir plan. Planımın en önemli maddelerinden birisi de… ya da ..aynen aktarıyorum.
“Paranı dikkatli harca, unutma ilk sırada kişisel borçların, sonrasında kart borçların, vergi borçların ve son olarak sgk borçların var. Sıralamada kitap almak, yemek yemek, kahveye Sturbucks da 20 lira vermek, çanta koleksiyonuna yeni birisini eklemek ya da görür görmez aşık olduğun küpelere tüm servetini ödemek yok, önce listenin üst sıralarındakini hallet, gerekirse ajandana günlük harcamalarını da yaz. “ güzel değil mi. Bence güzel, ancak bunu yazdıktan sonra insanın aklına ilk gelen “ Oooooo, gerçekten de yeni ve güzel bir ajandaya ihtiyacım var, her gün yapılacakları yazarım, yanlarına da renkli kalemle tik atarım, pembe yazan kalem de almalıyım, D&R da var mıdır ki? ” olmamalı. Hayır! Kesinlikle olmamalı!!
Kızlar, ya da oğlanlar, her neyseniz, işte bu alarm durumudur. Resmen alarm veriyorum. Beynimin her kıvrımı yeni bir şey almaya yönlenmişken, bu kadar borca batmış olmam çok normal. Yukarıda bahsettiğim kitaptaki kahramanın durumu aslında çok uç bir durumu yansıtmıyor, bence oldukça ciddi bir yüzde alışverişkolik’lik potansiyeli taşıyor. Ben potansiyel olma durumunu çoktan geçmişim. Sanırım alkoliklerde ya da madde bağımlılarında olduğu gibi önce bağımlılığımı kabul etmeliyim, arınma sürecime başlamalıyım ve önce vasıtaları ortadan kaldırmalıyım dedim ve en yüksek limitli Kredi kartımı makasla ortadan kesip çöp kutusuna attım. Yaptım evet, henüz borcu ödenmedi, olsun, ödeme yapmak için veznede sıra beklerim. Cebimdeki nakitlerden kurtulmak ise biraz daha zor oldu. Atmadım tabi, daha kesin bir çözüm buldum. Otorite günlerinin henüz sona ermediğini her an bana kanıtlamaya çabalayan sevgili anneciğimin yanına gittim ve paracıklarımı :(( anneme verdim, her gün bana oradan harçlık vermesini tembih ettim. Ne kadar yalvarırsam yalvarayım kesinlikle fazla vermemesini de ekledim. Annem anlamadı pek, ama halinden hoşnut görünüyordu (Ürkütücü). Şimdilik iyi gidiyorum, tabi bu alışverişi bırakmamın ilk saatleri ve hafta sonu ve evdeyim. Yani “You have no idea my girl !!” , bakalım pazartesi nasıl geçecek. Bu arada gelelim başlık sorusuna, Latte’ye para vermesem, ısmarlatsam hile yapmış olur muyum :))
