4 Eylül 2010 Cumartesi

miskin ve kelebek

        Aynı bünyede birbirinden bağımsız iki organizma düşünün. İlk organizma, mıhlandığında koltuğunda yemek yiyebilir, yazı yazabilir, kitap okuyabilir, sevişebilir, düş girdabına kapılıp günlerden kopabilir. Tam bir miskin türüdür. Ancak ikincisi, aksi gibi bir sosyal kelebektir. Adeta manik ataklarla arkadaşlarına tebelleş olur, mekandan mekana sürüklenir durur. İşte o iki organizmanın barındığı bünye de ben oluyorum maalesef. 


          Kendine farklı kişilikler addetmek pek hayra alamet değildir biliyorum. Ama söyleyin, hangimiz normaliz ki. Hem normal olmanın nesi güzel. Van Gogh normal değildi mesela, hatta pek  çoğuna göre deliydi. Kulağının tekini kesip bir fahişeye verdiğinde dahilikle delilik arasındaki o sınırı geçivermişti. Algısı o kadar esnek olmasaydı, adını tarihe yazan bir ressam olur muydu acaba? Charles Bukovski de normallerin aksine " hiç olmayı" seçmiş zamanında. Toplum tarafından dışlanmışları yansıtır eserlerinde ki kendi de bir sosyal çıkıntıdır. Normal olmak eğlenceli değildir çoğu zaman, huzurludur, güven verir belki. Ama bir kere geldiğimiz şu canını sevdiğimin dünyasında azıcık eğlensek fena mı? Ben eğleniyorum kendimce, miskin halimden de keyif alıyorum ( ki blogu yazma fikri kendinden çıktı ) kelebek halimden de hoşnutum. Arada kafam karışıyor sadece, gerçi beni az tanıyan insanlardan daha fazla değil . Kelebek halindeyken tanıştığım insanlar beni her gördükleri yerde hadi takılalım diyor, gözlerimde kelebeklikten kalma o ışıltıyı, kolundan tutup “hadi o zaman kap çantanı İstanbul a alışverişe gidiyoruz..” dememi bekliyor. Bense en uyuntu halimle, “Oluur araşırız” diyip atıyorum kendimi rehavet minderime. Geçenlerde kulağıma geldi, “benden hoşlandığını sanmıştım, nerde yanlış yaptım ki “ diye hayıflanmış birisi. 

         Bir arkadaşım var, oldukça uzun zamandır tanıyoruz birbirimizi,  kendisi de benim gibi, fakat kelebek yanı daha ağır basanlardan. Birbirimizi bulduğumuzdan beri ayrı durmuyoruz hiç. Kim anlar biz gibi iki delinin halinden. 

         Tek sıkıntım var bu durumumla ilgili. Bazen, bir haftalık planlı bir eğlencenin tam ortasında miskine dönüşüveriyorum. Genelde hastayım numarası yapıyorum böyle durumlarda, ne diyebilirim ki, “ Ey insanlar yoruldum sizden, haydin kalın sağlıcakla” mı? Neyse ki böyle durumlarda yakın arkadaşım giriyor devreye “ ellemeyin kızı, hadi takılalım biz diyiveriyor” Dedim ya deli delinin halinden anlar. Üstelik, ikimiz de miskinken aman kimseyle karşılaşmayalım diye İşyerine arka sokaklardan gittiğimizi çok bilirim..


         Bloguma ön yazı olsun bu.. bilin ki blog miskin tarafından yazılıyor, tahmin edeceğiniz üzere kelebeğin böyle şeylere pek vakti yok. Olur da arada günlerce uğramazsam, nerede olduğumu biliyorsunuz. Haydi başlayalım bakalım minder maceralarına..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder