5 Eylül 2010 Pazar

que sera, sera, whatever will be, will be, the future's not ours, to see que sera, sera what will be, will be. ( Bazen kolaya kaçıp herşey kader diyesim geliyor, ben ne yapabilirdim ki.?)


Otuzuma girdiğimde “Alaaam ya ben bekarım hala, bebelerim olsun yeaaha !!" demedim.. Kısm, hani otuzda bi karavanımız olacaktı, yurt dışına uzun tatillere çıkacaktık. Hani yıllardır eritemediğin şu koca kıçını eritip brazil bikiniyle İspanya sahillerinde salsa yapacaktık. Hanii ömrümüzde bir kez olsun semalarda yuvarlanacaktık, kimsenin denemediği yerlerden bungy jumping yapacak, paraşütle dalacak, Afrikaya gidecektik, Hindistana gidecektik. Hani çoook paran olacaktııııı. Zor yaparız bunları sende bu kafa varken zoooor! dedim. Pek hoş bir muhabbet değildi anlayacağınız. Evet! barbi bebeğim vardı benim de çocukken, hatta o günlerde bebeğime sürekli elbise diktiğimden erişkinlik dönemime kadar stilist olacağım ben diye gezmişliğim de var. Hayır! yüksekten düşüp kafamı da çarpmadım ve içe doğru büyüyen bir penisim de yok (House M.D. Season 1) Bende Jules Verne kitapları vardı, Stephen King, Maksim Gorki, küçük prens ve onlarcası vardı. Gerçi onlardan önce de tuhaftım ben, okuma yazma bilmezkenden beri.. Masal dinlerken prensesin elmayı yiyip uykuya daldığı kısımda takıldığımdan prensin öpücüğü içime çok otururdu. Ne salak bu kız yaf, bir de evlenip kraliçe olacak diye düşünürdüm. Konu dışına çıkmıyorum tamam...30 oldum ya, bir telaş sardı beni, hemen diete girdim, miskinin yalvarışlarını hiçe sayıp iki tur yaz tatili yaptım, uçtum, daldım, yuvarlandım. Salsaya kabiliyetim olmadığını anladım ( boş hayalmiş meğer..) ve farkettim ki hep birşeyler olsun diye beklerken 10 güzel yılımı yuvarlamış dikmişim kafama. Para olmasa da yapılacak milyon tane güzel şey varmış. Para olmasa da hayaller gerçek olabilir, yaşadığın her ana değebilirmiş. Beklemek insanı bir miskine, huzursuz, sinirli ve mutsuz bir insana dönüştürebilirmiş. Rapunzel değiliz ki biz, beklerken ömrümüz bitmesin. Masal arkadaşlar o, hayatınızı değiştiriverecek erkekler ya da kızları beklerken siz kendiniz değiştiriyorsunuz  kendinizi farketmeden.  Sonra bir de bakıyorsunuz, eski küçük çocuk gitmiş yerine asla tasvip etmeyeceğiniz yetişkinler gelmiş, ömür bitmiş. Ey eskiden normal olmayanlar, büyümek bu demekmiş diye içinizdeki tüm ışıltıyı denize döktünüz. Saçını pembeye boyatıp önüme gelene bin tekme diyenler şimdi tayyörlerin içinde sıkıcı insanlara dönüştüler. Eskiden vize, final aralarında bile gitarını tıngırdatmak için vakit bulanlar şimdi komşunun çocuğuna verilen gitarlarınızın ardından tek damla göz yaşı dökmediniz. Büyümek bu demek değil. Büyürken elbet zevkleriniz değişecek, gelişecek. Ancak oturup at gibi çalışıp aptal gibi televizyon izlemekten ibaret değil hayat. ( hepiniz öylesiniz demiyorum. Alınmayın lütfen, bazılarınıza sesleniyorum..) vaktiniz yoksa vakit çalın ..Az uyuyun, az televizyon izleyin, az lak lak yapın, az alışveriş yapın, az oyun oynayın, ( bu noktada sen de az ahkam kes diyenlere teessüf ederim.) internet başındaki koltuğa ayırdığınız zamanı yemek kurslarına, resim kurslarına, hatta karate kurslarına ayırın. Yeter ki size biçilen rollerden sıyrılın.  Kaderiniz çevrenizdeki tiplerin birebir aynısı olmak değil.            
                Ama yine de seviyorum bu şarkıyı, bak dilime dolandı yine
                que sera, sera, whatever will be.....

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder